Biz ‘Allah’ Yazıyoruz Kardeşim, Yanmayız



İstanbul’da Sarayburnu sırtları üzerinde, Fatih devrinden Abdülmecid’e kadar Osmanlı padişahlarının oturduğu Topkapı Sarayı şehrin birinci tepesinde Zeytinlik adı verilen bölgede kuruldu. 1478 yılında yapılan 1400 metreleik surlarla çevrili olan Topkapı Sarayının Marmara tarafındaki Otluk kapısı ve Haliç tarafındaki Demirkapı’dan başka küçük ölçüde beş koltuk kapısı olan Suru Sultani adı verilen surun ana girişi Ayasofya arkasındaki Bab-ı Hümayundur.
Topkapı sarayı 700.000 metrekarelik bir alanı kaplar, içinde kasırlar, köşkler, devlet daireleri, saray halkına ayrılan koğuşlar, camiler, kütüphaneler ve büyük bir mutfak vardır. Burada yapılan son köşk, Abdülmecid’in Avrupa üslubundaki Mecidiye kasrıdır. Önünde toplar durduğundan sahil sarayına Topkapı sarayı denilmeye başlanmış daha sonra bu ad bugünkü Topkapı Sarayına verilmiştir.
Devamını oku…
İstanbul’da Bizans devrinden kalan en ünlü kilisedir. 1453′te Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u almasıyla camiye çevrilmiş, 1935′te müze oluncaya kadar bu amaçla kullanılmıştır. Büyük Kostantinos’un İstanbul’u imparatorluk merkezi haline getrip kenti yeni baştan ele alması sırasında bugünkü Ayasofya’nın yerinde bir kilise yaptırılmış, M.S.326 yıllarına rastlayan bu ilk yapıdan sonra M.S. 360′ta imparatorun oğlu Konstantinos küçük geldiği veya bir depremde yıkıldığı için yapıyı yeni baştan daha büyük olarak ele aldırmıştır. Büyük kilise (Megale Ekklesia) adıyle anılan ve bazilikal bir plan gösterdiği sanılan yapı V. Yüzyıldan sonra daha çok Hagia Sophia adıyle tanınmış ve bu ad sonuna kadar yaşamıştır.
404 tarihinde bir ayaklanma sırasında yanan kilisenin yerine Theodosios II. devrinde 415′te yapılan yenisinin bazı kısımları bugünde görülmektedir. Bu yapının batı yüzünü süslediği anlaşılan sütunlu galeri ile narteks duvarlarını bir kısmı 1935 yılında yapılan kazılarla bugünkü Ayasofya’nın batı avlusunda ortaya çıkmıştır.
532 yılında çıkan yangından Ayasofya kurtulamamış, ayaklanmadan sonra Justinianos’un çağında ikinci bir örneği olmayacak büyüklükte ve özellikte bir yapı istemesi üzerine, devrin iki önemli Devamını oku…
Kul hakkına özen gösteren Sultan Süleyman, bu konuya duyduğu titizlik nedeniyle “Kanuni” lakabını
almıştır.
Budin Seferinden dönen ordu, yolların darlığı sebebiyle tarlalardan geçmek zorunda kalmıştı. Bu sırada bir köylü elindekini padişahın atının geçtiği yere fırlatınca at ürkmüş, köylü de yakalanarak padişahın huzuruna getirilmişti.
Sultan Süleyman köylüye :
-“Derdin nedir de böyle yaptın” diye sorunca, köylü:
-“Biz fakir köylüleriz. Askerlerinizden bazıları, bizim yeni ektiğimiz tarlalardan geçtiler. Ya bu zararı ödersiniz, ya da sizi şikayet ederim” demiş.
Bunun üzerine Kanuni köylüye:
-“Peki bizi kime şikayet edeceksiniz” diye sormuş. Köylü: Devamını oku…
yAZILARA yAPILAN sON yORUMLAR