Bilge Kral: Aliya İzzetbegoviç
İnnâ fetahnâ leke fethan mubînen (Muhakak ki biz sana apaçık bir fetih verdik)
Ayetini Hz. Muhammed(S.A.V)’in Ahir zamanda varisleri olan Alîmler de kendileri için bir emir telâki etmişlerdi,
Bu mesajı asırlar öncesinden sinesinde yaşayanlar gibi Ahir zamanda yaşayanlardan biri de Aliya İzzetbegoviç’tir…
Kanım dökülsün soğuk zindana
Deşilsin Yüreğim Kur’an uğruna
Paramparça ulaşayım rahmana
Yeter artık gel ey kutlu Şehadet…
bu mısralar onun hayatının sonucuydu…
8 Ağustos 1925 yılında Bosanska Kruba şehrinde doğan Aliya İzzetbegoviç Saraybosna’da büyüdü. 1943 yılında Alman ErkekLisesi’ni bitiren Aliya II. Dünya Savaşı boyunca faşist ideolojiye, daha sonra ise komünist ideoloji ve uygulamalarına karşı çıkarak Mladi Müslümani (Genç Müslümanlar) isimli, kolej ve üniversite öğrencilerinden oluşan bir örgüte katılarak belki de farkında olmadan Bosna davasının liderliği için sesiz bir başlangıç yapmıştı ufuk insanı..
O biliyordu ki bütün Aksiyonların nokta-i Müntehasını gençler oluştururdu.
Genç adam! Düşün bir yığın dert ki, kaç asırlık..
Sarmış cemiyeti onulmaz pek çok hastalık.
Milletin her yanı ayrı bir illetle malûl;
Beyinler sarsık, kalpler baygın, devâsı meçhûl…
Okul hayatını da çok çalışkan olmak ile tembel arasında sallanıp duran Aliya, zamanının büyük bir bölümünü okul kitapları haricinde Avrupa felsefesi ile ilgili kitaplar okumak, onun vazgeçilmezi olmuştu. 19 yaşlarında Avrupa felsefesinin bütün temel metinlerini okumuştu. Onu etkileyen metinler Bergson’un Yaratıcı Evrim, Kant’ın Saf Aklın Eleştirisi ve Spengler’in Batının Çöküşü adlı eserler olmuştur. Küçük yaşta bu tür eserler okuması onun düşünce dünyasını erken şekillenmesini sağlamıştır.
En nihayetinde Batı felsefesi, onun Ülkesi ve Milletinin kurtuluş mücadelesinde bir araç olacaktı!
…
Çocukluğunda İslami anlayışı, dindar bir kadın olan annesinden alan Aliya, İslam’a duyduğu hayranlığı cihad anlayışının duayenleri olan Mevdudi, Seyid Kutup gibi İslam müffekirlerinden öğrenmiş olması onu Batılı gibi düşünen, Doğulu gibi hisseden bir entelektüel yapmıştı…
…
Okulda hocalarının çoğu Komünist düşüncesinin etkisinde kalmıştı, Komünizim’in Yugoslavya da etkili olmasının bir sonucuydu bu ancak onun için ne Komünizim’in ne de Faşizm daha fazla demokrasi getirebilirdi. İslam onun için tek kurtuluş yoluydu ve inandığı bu yolda Milletinin kurtuluşunu sağlayacaktır..
Hayatın da bir dönüm noktası olan Genç Müslümanlar örgütü, Komünist rejime karşı fazla direnemedi 1946′da örgüt dağıtılınca mensuplarının kimi tutuklandı kimisi öldürüldü kimisi de kaçarak kurtulmayı başardı.
İlk kez 1946 yılında tutuklanan Aliya üç yıllık esaretten sonra serbest kaldı. Bombardıman sırasında birlikte bir kayanın altına sığındığı çocukluk arkadaşı Halida ile evlenir ve ondan Sabina, Leyla ve Bekir isimli üç çocuğu dünyaya gelir.
Hapisten çıktıktan sonra İslami faaliyetlerini, iyice zayıflamış olan Komünizim’in içinde daha güçlü bir şekilde devam ettirmeye karar verir
…
İslam Deklarasyonu’nu 1970’de Genç Müslümanlar, içinde bulunduğu durumu göz önüne alarak kaleme alır. Bu bildiri 1983’te ki ikinci hapis hayatının sebebi olacaktır.. Bildiri aslında bütün dünya Müslümanlarına bir çağrıydı,
Kitabın ana fikri şöyleydi: Müslüman kitlelerin imgelemi ancak İslam’ın yeniden canlandırabileceği ve onları bir kez daha aktif katılımcılar olamaya muktedir kılabileceğiydi. Batılılar bunu yapmaya muktedir değiller. Bu mesaj Fundementalist(Radikal İslamcılık) olmakla suçlandı ki, bir bakıma öyleydi: kaynaklara dönüşü talep etmesi anlamında, bir aksiyon fikri olması bakımından öyleydi..
Otoriter rejimleri lanetliyor eğitime daha fazla yatırım yapılamasını talep ediyor ve kadınlar için yeni durumu, şiddeten kaçınmayı ve azınlık hakları savunuyordu. Aslında bu düşünceler Aliyanın yaşantısının ya da yaşadıklarının dışa vurumuydu çünkü mensup olduğu dinin taraftarları ile birlikte azınlık konumuna düşmüştü ve bunu bizzat yaşamıştı o…
1983’te Genç Müslümanlar teşkilatına üye olduğum için tekrar tututklandı. 14 yıl hapse mahkum edildi. Altı yıl yatıktan sonra dünyada Yugoslavya’nın mahkümları haksız yere tutukladığı ve serbest kalmaları için tepki toplamaya başaladı ve nihayet suçumuzun hafifletilmesi için mahkemeye başvurduk. Suçum önce 12 yıla sonra 9 yıla düşürüldü. Avrupa ve ABD’nin baskısı ile serbest bırakılır.
1989’da hapisten çıktıktan sonra ziyaretime gelen arkadaşlarıma Yugoslavya’nın parçalanacağını hemen parti kurmamaız gerektiğini anlatım ve tam bir yıl sonra kendi partimizi kurduk. Demokrasiden nasibini almamış olan bir ülkede partinin ismini Domokratik Toplum Partisi koyduk. Parti kurma fikri aklıma cezaevindeyken geldi; komünizmin bir gün biteceğini ve planlarımı ona göre kurmam gerekiyordu çünkü benim inancım bunu gerektiriyordu: akılcı ve ilerici…
Mart 1990 da partiyi resmen kurduktan sonra ilk kurultayımızı 26 Mayıs 1990’da topladık. Yugoslavya da yüzden fazla parti arasından en büyük parti konumuna geldik
ve..
İlk seçimde oyların %33’ünü alarak 130 sandalyeli parlamento da 42 milletvekili çıkardık bu Müslüman Boşnak halkının ilk demokrasi başarısını kazanarak bir milletin kaderini değiştirdik Allah’ın indi ve inayetiyle…
Acı ama gereçek olan bir bedelin verilmiş olmasıydı..
“Bize kalan aziz borç, asırlık zamanlardan;
Tarihi temizlemek sahte kahramanlardan…
Yaram var, havanlar dövemez merhem
Yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem
Ne çıkar, bir yola düşmemiş gölgem
Yollar ki Allah’a çıkar, bendedir”
Nihayet Boşnak halkı Aliya liderliğinde Srebrenitsa katliyamında 200 bin kişininin şehadetiyle sonuçlanan bir bağımsızlığa kavuştular…
Abdurrahman Tunç


ALLAHU TEALA degerli büyügümüze kani kani rahmet eylesin allah dünyada bunlunan böyle büyük lider gibi müslüman halklara büyük liderler nasip etsin ruhun sad olsun